17 Mayıs 2016 Salı

Tuna Bulgarcası ‘tĭverim’ sözcüğünüñ kökeni ve añlamı


 tarafından 23 Temmuz 2013 gününde yazıldı,
Çuvaşça Sayılar

* 1 - pĕrre
* 2 - ikkĕ
* 3 - vişşĕ
* 4 - tăvattă
* 5 - pillĕk
* 6 - ulttă
* 7 - şiççĕ
* 8 - sakkăr
* 9 - tăhhăr
* 10 - vunnă
* 11 - vunpĕr
* 12 - vunikkĕ
* 13 - vunvişşĕ
* 14 - vuntăvattă
* 15 - vunpillĕk
* 16 - vunulttă
* 17 - vunşiççĕ
* 18 - vunsakkăr
* 19 - vuntăhhăr
* 20 - şirĕm
* 30 - vătăr
* 40 - hĕrĕh
* 50 - allă
* 60 - utmăl
* 70 - şitmĕl
* 80 - sakărvunnă
* 90 - tăhărvunnă
* 100 - şĕr
* 1000 - pin
Tuna Bulgarcası ile Volga Bulgarcası, daha öncesinde Ana Bulgarca diye adlandırılan bir dilden gelişmişlerdir ma Volga Bulgarcası bugünüñ Çuvaş Türkçesine evrilmiştir. Ana Bulgarca, géri kalan Türk dilleriniñ atası olan Ana Türkçedeki /z/ ile /ş/ sesleri yérine /r/ ile /l, lç/ seslerini barındıran bir dildir ma bu iki diliñ atası olan İlk Türkçe de bu türden bir dil olarak düşünülmektedir (Bu konudaki tartışmalar için: [Tekin, 1987][Bozkurt, 2005][Ceylan, 1997][Ölmez ma Tekin, 2003]).
Bu yazıda Ana Bulgarcadan gelişen ma bir R-L dili olan Tuna Bulgarcasında geçen, türlü yazılışlarıтвиримь /tvirim/, твиремь /tvirem/, тверимь /tverim/ olan sözcüğü irdeleyeceğiz.
Sözcüğü, Talat Tekin “dokuzuncu” olarak añlamlandırmıştır [Tekin, 1987]. Sözcükte görülen т /t/ ile в/v/ damgaları arasında vurgusuz bir /ı/ sesiniñ olduğunu varsayarak, sözcüğüñ soñundaki takıyı, Eski Türkçede +nti veya +nç karşılığı olan (bkz. birinç/birinti “birinci”), Bulgar Türkçesindeki dizim sayı eki +em/+im diye almıştır. Bu durumda, Talat Tekin, tĭvirem biçiminiñ eski bir *tovur/*tĭvır ‘dan geldiği soñucuna varmıştır. Söz içi /v/ sesiniñ de Bulgar Türkçesinde kurallı olarak /g/ sesinden geliştiğini bildiği için *togur biçimini kurmuş, bunuñ ise İlk Türkçe *tokur “dokuz” biçiminden geldiğini savunmuştur.
Bence, Talat Tekin’iñ bu kökenlemesi kesinlikle taplanamaz. Bunuñ nédeni, Bulgar Türkçesiniñ hiçbir döneminde söz içi olup da iki ünlü arasındaki /g/ sesiniñ /k/ sesinden geliştiği bir örnek bulunmamıştır. Bulgar Türkçesinde söz içi /k/ sesleri kurallı olarak /h/ olmaktadır (bu yazı boyunca anılan ses dönüşümleri ve örnekleri için [Ceylan, 1997]).
Tüm bu bilgiler ışığında, Talat Tekin’iñ /g/ sesini /k/ sesinden getirmesi, sözcüğü bilinen tek örnek yapacağından dolayı, kandırıcı olamamıştır. Bu yazıda ben тверимь /tĭverim/ sözcüğü için başka bir kökenleme öne süreceğim. Daha ilginci, añlamınıñ “dokuzuncu” değil, “dördüncü” olduğunu göstereceğim.
Sözcük, Bulgar Hanları Dizini adıyla bilinen bir çeviride geçmektedir. Metin, özünde Yunanca yazılmış olsa da hanlarıñ adları ile ay/yıl adları Tuna Bulgarcası olarak bırakılmıştır. Eski dönem Türkçeleriñ tümünde olduğu gibi Tuna Bulgarcasında da ay adları sayılarla anılıyordu. Kaldı ki metinde geçen tüm sayılar da bu duruma uymaktadır, o yüzden bir ay adı olarak geçtiği kesin olan bu sözcüğün de bir sayınıñ dizim eki almış biçimi olması gereklidir.
Sözcüğüñ, Talat Tekin’iñ savunusu yañlış olduğu için İlk Türkçe *tokur “dokuz” biçiminden gelmeyeceğini düşünürsek, Bulgar Hanları Diziniñde anılmalan 124 sayılarından biri olması gerekir. Ancak bu sayılardan yalñızca 4 (dört) ses olarak uyabilir, çünkü dört sayısı İlk Türkçede *tȫrt olarak geçmekte ma tĭverim sözcüğü gibi /t/ sesiyle başlamaktadır. Dört sayısı; Tuna Bulgarcasıyla yazılmış başka yazıtlardaki sayı adlarına baktığımızda, toutom “dördüncü” olarak, Volga Bulgarcasındatöwerim “dördüncü” olarak, ardından Çuvaşçaya baktığımızda ise tĭvatĭ “dört” olarak geçmektedir.
Çuvaşçada, uzun /ȫ/ sesiniñ çift ünlü /*öve/ olup soñrasında /ö/ ma /e/ ünlüleriniñ evrimine uygun olarak /*ĭva/ olduğu bilinmekte olup Çuvaşça biçim buna tam añlamıyla uyar. Volga Bulgarcasındaki*töwert biçiminiñ de buna uyduğu görülür. Ancak ben bu ara aşamalarıñ biraz daha değişik olduğunu göstereceğim. Çünkü Çuvaşçadaki biçimde /r/ sesi yoktur (nitekim çekim eklerinde bile kurallı olarak söz içi -rt- ses öbeği -t- olur). Volga Bulgarcasında bu durum gözlenmediği gibi töwerim sözcüğünde -r- değil -t- düşmüştür! Gerçekte, bunlar Türklük bilimcilerce açıklanması gereken durumlar iken, ya kimse bu konuya değinmemiş ya da herkes bunu göz ardı étmiştir.
Tuna Bulgarcasındaki biçim, *tourt “dört” sözcüğünden gelip kuşkusuz ünlüyle başlayan ek alınca -rt-söz öbeği, tam da Çuvaşçada olduğu gibi, -t- olmuştur. Buradan, Çuvaşça biçimiñ özünde Tuna Bulgarcasındaki *tourt biçimine dayandığı açıktır. Çift ünsüz /ou/ sesleriniñ yiñe Çuvaşçadaki /o/ ile /u/ sesleriniñ dönüşümlerine uygun olarak /ĭva/ olabileceği de oldukça açık olup, tüm Türklük bilimcilerce taplanacak niteliktedir.
Bu durumda Volga Bulgarcasındaki *tövert biçimi başka bir biçimden gelmelidir!
İşte bu biçimiñ, Tuna Bulgarcasında, Bulgar Hanları Dizinindeki тверимь /tĭverim/ sözcüğü olduğunu düşünüyorum (bu, aynı yérdeki diğer yazımlarıñ yañlış yazım olduğu añlamına gelir). Bu durumda Tuna Bulgarcasındaki tĭverim biçiminiñ Volga Bulgarcasında töwerim olması yéterince kandırıcı bir açıklamadır.
Démek ki, Tuna Bulgarcasında dört sayısı için iki biçim yaşamıştır. Biri tourt olup Çuvaşçadaki tĭvatĭolarak bugüne gelmişken, diğeri tĭvart olup Volga Bulgarcasında töwert olarak bulunmuş ancak Çuvaşçaya geçmemiştir. İşte bu Çuvaşçada yaşamayan Tuna Bulgarcası biçim olan tĭvart “dört”, tıpkı Volga Bulgarcasındaki töwert “dört” sözcüğünde olduğu gibi, ünlüyle başlayan +im dizim sayı ekini alırken /t/ sesini düşürmüş, böylece Bulgar Hanları Dizininde tĭverim olarak “dördüncü” añlamında geçmiştir, önceden sanılan “dokuzuncu” añlamında değil.
Bu köken açıklaması, ayrıca Volga Bulgarcasındaki /r/’li biçim ile Çuvaşçadaki /t/’li biçimiñ néden birbirine uymadığını açıklığa kavuşturmaktadır.

Kaynakça.

[Ölmez ma Tekin, 2003] Mehmet Ölmez, Talat Tekin. “Türk Dilleri: Giriş”. İstanbul 2003.
[Tekin, 1987] Talat Tekin. “Tuna Bulgarları ve Dilleri”. Ankara 1987.
[Ceylan, 1997] Emine Ceylan. “Çuvaşça Çok Zamanlı Ses Bilgisi”. Ankara 1997.
[Bozkurt, 2005] Fuat Bozkurt. “Türklerin Dili”. İstanbul 2005.
[Poppe, 1924] N. Poppe. “Die TschuwassischenLautgesetze”. AM-1: 775-782 (1924).
[Klaproth, 1828] Klaproth. “Comporision de la langue des Tchouvaches avec les Idioms turks”. 1828.
[Schott, 1841] Schott. “De lingua Tschuwaschorum”. 1841.
[Aşmarin, 1898] N. İ. Aşmarin. “Materialı dlya issledovaniya çuvaşskogo yazıka”. Kazan 1898.
[Gronbech, 1902] V. Gronbech. “Die langen Vokale der Wurzelsilbe”. KSz. 4: 229-240 (1902).
[Ramstedt, 1922] G. J. Ramstedt. “Zur frage nach der stellung des tschuwassischen”. JSFOu 38 (3): 3-34 (1922).

28 Mart 2016 Pazartesi

Sümer Dili ve Türkçe

Sümer Dili ve Türkçe

1 DINGIR (diηir, digir) "tanrı" [en eski damgası sekiz köşeli yıldız  "yıldız ~ gök ~ tanrı"], Ön Türk. täηri "Gök; tanrı, ilah", Hakas tugir "göksky", Altay tengeri "gök, tanrı", Yakut (Saka) tangara " gök, tanrı ", Kazak tengir, tengeri " tanrı god,  or zengir "büyük, yüksek, en yüksek" (the initial *d ~ δ in anlaut6 naturally produced d, t and z), Uygur tengri "tanrı", Çuvaş turæ "tanrı, ilah", Moğol tængær "gök";

2 DUMU "oğul; çocuk", Ön Türk. tun "ilk" veya tun oγul "ilk doğan, ilk çocuk", Tuva dun ool " ilk doğan ", Uygur, Altay and Kırgız tun " ilk doğan ", Kazak tüηgysh "ilk; ilk doğan ";

3 UD "gün; zaman", Ön Türk. öd ~ öδ "zaman, çağ", Tuva To öy "an, zaman, mevsim" (Tipik tuva lehçesi aslaut'da j ve > t , *d ~ δ nin yansımalarıdır ; karşılaştır Ön Türk. ed ~ eδ "şey, mülk, servet" > Tuva et "1) property; 2) Günlük şey(obje); 3)dericilik) "ve Karakalpak iy "1) bronzlaşma , deri tavlama (kurutma işlemi); 2) deri tabaklamada kullanılan fermantasyon ürünü");

4 DUG "güzel, iyi  (sıfat) ", Ön Türk. ïduq ~ ïδuq "kutsal" (ïδuq kelimesinin diğer anlamı serbest bırakılmış, kurban adağı",Kaşgarlı Mahmud'a göre  ïδ "1)gönderme; 2) izin verme; 3)taşıma, ayırma"),Tuva ydyk "1) obs. kutsal yaka (hayvan koşumu) 2) kutsal hatıra; 3) obs. kutsal " 7, Hakas yzyh "1) mit. nehrin, dağların ve ovaların ruhu 2) obs. ibadet konusu, saygı (örneğin, dağ, ağaç, hayvan); 3) obs. kutsal"8, Kırgız yjyk "1) kutsal, şanslı; 2) obs. evcilleştirilmiş kutsal hayvan (Sürüye katılan ancak kesilmeyecek ve kullanılmayacak hayvan, bazı yerlerde at bu kapsamın dışında tutulurdu); 3) çift toynaklı yabani hayvan" 9, Chuvash yræ "1) nazik, iyi, mükemmel, sağlıklı 2) nezaket, kibar ve güzel herşey; 3)iyi,harika" 10.

5 UTU "güneş" (en eski sümerli ideogram'ı  dır. Bu kelimeyi daha iyi ve hassas biçimde, Mısır güneş tanrısı Ra'nın güneş teknesi grafik logogramı ifade eder.  ). Sözel bir sıfat olan  ütü,  yakıcı, yanma (ütme, sararma, ısı)  kelimelerini niteler.  "(Eski Çuvaş lehçesi  vëtele "kavrulma, ütülme- ütme, yanma, sararma,) Türkçe  ütüle bir hayvanın kıllarını ateşte yakma veya elbise ütüleme anlamlarındadır.  < Turkish ütü "ütü" < Eski Türk. ütük "kömür ütüsü" < Ön  Türk. üti"ütülemek", Türkçe ütüme "tahıl başaklarını közlemek") üt "to yakmak, yanmak" ("Çağatayca"  üt "yakmak" 13, Çuvaşça   vët " yakmak, ütmek, yakmak, kızartmak; > Başkır. ötek "1) duman; 2) endirect zayıf") *y (karşılaştır, Çuvaşça geçişsiz fiil ën "ütülenmek, yakmak, tütsülemek" > ënëk "ütülmüş, yanmış" - ënëk "dial. alacakaranlık" ve onun geçişli türev fiili  ënt "1) yakılmak ; 2) parçalamak, dövmek", karşılaştır Kazak, Karakalpak üyt"sarartmak, ütmek"

6 EGIR (eger) "arka, kalçalar" (grafik logogram   arkanın alt parçası, oturak ) Ön Türkçe edär ~ eδar "eyer", Tuva æzer "eyer", Khakas izer "eyer", Turkish eyer "eyer, semer" ve egre "eyer battaniyesi (eyerin altına serilir) ", "Çağatayca"    egär  "eyer" 16 > Kırgız, Altay æær "eyer", Kazakh, Karakalpak er "eyer"

7 IS "zırh-taşıyıcısı", anct. Türkic, eş ~ iş ~ es " arkadaş, tanıdık, yoldaş " (modern Türk dilleri aynı fonetik değişimler ile temsil edilmektedir )

8 Ù "uyku" Ön Türkçe, u "uyku"; Yakut (Sakha) uu "rüya";

9 ÙG - ukù "kabile", Ön Türkçe , uq "boy, torunlar"

10 BARÀG "mabet", Ön Türkçe barq "1) ev, bark 2) mabet" 19;

11 NIG "şey" Ön Türkçe , neη "1) şey, obje, faaliyet, bazı şeyler 2) şeyler, mallar, varlıklar, property, riches, varoluşun anlamları 3) herhangi, herhangi biri

12 TAG "to touch" anct. Türkic teg "1) touch, reach, achieve; 2) overtake, hit; 3) to attack", Tuva deg "to touch, contact, sideswipe", Sagai dialect of Khakass language tig "to touch, contact", Khakas teη "to touch, contact", Kirgiz, Altai, Kazakh, Karakalpak tiy "1) sideswipe, contact, touch; 2) endure, suffer; 3) attack" (phonetic rule g ~ η ~ j). This verb, as found V.M.Illich-Svitych20, has coincidences in Dravidian and ancient Indo-European languages, transcending the framework of Sumer-Türkic (Altaic) coincidences;

13 KUG "pure", anct. Türk. Quγseηūn (proper name) 21, Kirgiz, Altai kuu "white; pale, pale yellow (dry, singed) ", Karakalpak, Kazakh kuū "1) white; gray-haired; pale (e.g. face); yellow (e.g. grass); 2) dry, dried up" (quγ > quw > quu); 280

14 SUG "bog, swamp, slough (water)/bayou", anct. Türk. suγ ~ sub ~ suw " l) water; 2) river", Khakas, Tuva sug "water", Karakalpak, Kazakh suū "water", Kirgiz, Altai suu "water", Uigur su "water", Chuvash shyv (shu) "water, river" (suγ > suw > suu, and the Chuvash variation reflects the ancient relantionship S ~ Ś);

15 SAG (saη, sag) "baş; lider" (grafik logogram insan başı), Ön Türkçe  saγun "Karluk'ların eski adı " veya ata sagun "hekim" 22 Kırgız saη "(destanlarda) kanun koyusu Hakan", Kazak saηdak, (saηlak) "seşilmiş, en iyi, ". saγ ~ saη " baş, lider " Altaysagdagu "1) en yaşlı 2) sagdaku "yaşlı (hayvan) "and sagdan "yaşlanmak

 16 IL "kancalamak, kilitlemek (?), (grafik logogram  sol bacak sağın üzerinde), Ön Türkçe  il "1) yapışmak, bağlamak, kancalamak 2) yakalamak" Hakas, Kazak il "1) bağlamak 2) askıya almak to suspend, hang", Uygur  il  "1)Çengellemek,çengellenmek 2) asmak; 3) kapıyı kanca ile kapatmak  ", "Çağatay" il "to lock" 24;

17 GUD "boğa" (grafik logogram   boğa veya öküzün sembolik ifadesi), Ön Türkçe ud ~ uδ "inek (12 yıllık hayvan takvim çevriminde ), boğa",Uygur uy "öküz, boğa", Kırgız uy "inek, öküz", Altay uy "inek (12 yıllık hayvan takvim çevriminde )", Sarı Uygur uj "boğa (12 yıllık hayvan takvim çevriminde) "25

18 GIG "hastalık", Ön Türkçe ig "hastalık";

19 GAG "uç"  Ön Türkçe  gγ ~ aγ "1)Kasık; 2) parmak arası boşluk" 26, Uygur ag kama (pantolon)", Kazak au "belaltı pantalon kaması ", Karakalpak agaü "el tezgahında mekik ".

20 GIS (ηiš, giš) "ağaç", Ön Türkçe  ïγač "ağaç", Türkmen agach, Kazak agash, Tuva yiyash (ïyayš < iγyaš ~ ıηaš) 27, Hakas agas, Çuvaş yiyvaç, Uigur yagach, Kırgız jygach, hepsinin ortak anlamı  "ağaç".

21 SAL  "vulva; kadın"Çuvaş, shal "iç", Altay salaa "1)nehir deltası; dallanma, ağaç, yol 2) parmak arası derisi, Kırgız salaa "1)çukur, girinti; 2) parmak arası derisi 3)parmak

22 ERİN (erén) "ordu" Ön Türkçe ,erän "koca, adam, asker";

23 ER ~ IR (ér) "adam"  Ön Türkçe , er "1)adam; 2)koca, eş 3) asker, kahraman", Tuva ær "1)adam; 2) erkek",Altay ær "1) koca, adam; 2) kahraman, cesur", hakas ir "1) adam; 2) koca", Çuvaş ar "adam; koca"
A.S. AMANJOLOV

Çuvaşlar ve Etnik Oluşumları

Çuvaşlar ve Etnik Oluşumları

Kuzmin-Yumanadi, Yakov; Kuleshov, Pavel.
Çuvaşlar ve Etnik Oluşumları, Çev. Babür Turna, Türkler Ansiklopedisi, Cilt II, 12. Bölüm, Balkan Ciltevi, Ankara, 2002, [s. 491-496], s. 859-868.

 Gerçeğin Peşinde

Dünya üzerinde Türkçe konuşan değişik milletler arasında belki de en olağandışı ve gizemli olanlardan biri de Çuvaşlardır. Bu durum, Çuvaşların Çin sınırı yakınlarında bir yerlerde oluşan en eski Türk halklarından biri olduğu gerçeği ile açıklanabilir. Çuvaşlar, daha sonraları, birkaç yüzyıl boyunca Asya ve Avrupa’nın değişik ülkelerinde başıboş dolaştılar ve neticede 20. yüzyılda Türklerin, Slavların ve Finno-Ugrik halkların bulunduğu Orta İdil bölgesine yerleştiler. Değişik ülkelerde yüzyıllar boyunca süren başıboş dolaşmaları sırasında, çok farklı kültürleri ve medeniyetleri içselleştirdiler.
Çuvaş dili, Asya ve Avrupa’nın ondan fazla değişik dillerinden unsurlar içermektedir. Moğolca, Çince, Ön Asya dilleri, Ugrik, Farsça, Arapça ve Eski İbranicenin bütün lehçelerinden kelimeler içermektedir. Bunlara ilaveten, daha sonraları Slav ve Finno-Urgik dillerin yanı sıra, uluslararası kelime hazinesinden de bu dilin kelimeler aldığını belirtmeye bile gerek yok. Bu yüzdendir ki, müşteşrik/oryantalist Fraen bir seferinde Çuvaş dilini, değişik lehçelerin karışımı anlamına gelen ein verbastertes deyimi ile tanımlamıştır. Bununla birlikte, Çuvaşların da diğer milletler üzerinde yoğun bir etkide bulunduklarını gözlemlemekteyiz. Özellikle, Farsça, Moğolca, Osetince, Avarca, Çeçence- İnguşça, Rusça, Almanca ve Macarcada Çuvaş dilinden alınmış kelimelere rastlanılmaktadır. Hala, özellikle Mari, Udmurt, Mordovyan ve Komi dillerinde bol miktarda Çuvaşça kelime bulunmaktadır.
Yukarıda verdiğimiz bilgiler, değişik ülkelerden meraklı bilim adamlarının uzun süredir niçin bu garip milleti ve bunların orijinine dair muammayı anlamaya ve açıklamaya çalıştıklarını net bir şekilde açıklığa kavuşturmaktadır. Fakat, bu bilim adamları bu insanların geçmişleri ile alakalı hiçbir delil bulamamışlardır. Çünkü, Çuvaşların ataları kendilerine ait bir yazıya sahip olmamışlar ve dolayısıyla kendileri ve orijinleri/asılları ile alakalı geride hiçbir bilgi bırakmamışlardır. Tarihçiler de, genellikle gerekli bilgilerde bir eksiklik olduğunda, arkeologlar, etnografyacılar ve dil bilimciler gibi alakalı disiplinler ya da yakın alanlardan uzmanların yardımına başvurmaktadırlar. Yine de, bizim vakamızda söz konusu bilimlerin de bir yardımı olmamaktadır. Çünkü, Çuvaşların kendi bilim adamları bulunmazken, Rus ve uluslararası bilim adamlarının Çuvaşları incelemeye harcayacak zamanları yoktur. Bu yüzdendir ki, Çuvaşların tarihi ve orijinlerine kafa yoran tarihçiler kendi hipotezlerini kurmak zorundadırlar.
Aşağıda bunlardan en çok bilinenlerin kısa bir listesi bulunmaktadır. Böylece, Prof. Sboev Çuvaşların, bir zamanlar Orta İdil bölgesinde yaşamış olan Butasların soyundan geldiği sonucuna ulaşmıştır. Prof. Tikhomirov ise Çuvaşların, eski Rus el yazmalarında Mariler, Mordovanlar ve Çuvaşların diğer komşuları ile birlikte adı geçen eski Veda kabilesinin soyundan olduklarına inanmaktadır. Öte yandan, Prof. Khudyakov bunların Avarların soyundan geldiğini düşünmektedir. Prof. Klauson da, bunlara eski Tavgac halkının soyu olarak bakmaktadır. Prof. Khalikov ise, bu halkın İmenkovskaya ve Azelinskaya arkeolojik kültürlerinin yaratıcısı olan Kama bölgesinin en eski sakinlerinin soyundan geldiğine inanmaktadır. 5 Prof. Tatischev de, Çuvaşların eski İdil Bulgarlarının soyundan olduğunu düşünmektedir. Prof. Ashmarin, Bulgar müttefikleri olan Suvar kabilesinin soyundandırlar, demektedir. Prof. Kakhovskiy, bunların Çuvaş dilleri konuşan ikinci tip Bulgarların takipçisi olduğunu ifade ederken, Prof. Malyutin de Çuvaşların ikinci tip Bulgarların soyundan geldiği görüşünü paylaşmaktadır. Prof. Fraehn, bunların «Eski Hazarların dağılmış kolu» olduğunu belirtirken, Prof. Yegorov, Çuvaşların eski Sümerlerin ta kendisi olduğu sonucuna ulaşmaktadır. Akademisyen Marr ise değişik yayınlarda, «Çuvaşlar İdil üzerindeki Jefeditlerdir», «Çuvaşlar Sarmatyanlılardır», «Çuvaşlar bizim Basklarımızdır», «Çuvaşlar, isimlerine göre, Sümerlerdir», «Çuvaşlar Kuperlerdir», «Çuvaşlar İberyanlardır» vesaire gibi Çuvaşlar hakkında çok miktarda görüş ileri sürmektedir.
Yani, Çuvaşlarla ilgili tarihi literatür, bunların etnik oluşumu konusundaki yorumlarda çok farklı ve birbirleriyle çelişen fikirler sunmaktadırlar ve sıradan bir okuyucu için bunların nerede doğru, nerede yalan söylediklerini anlamak tamamen imkansızdır. Herhangi bir yorumu doğru bir şekilde anlamak ve değerlendirmek için, bu teorilerin yaratıldığı ve akraba bilim dallarındaki gelişmelere dayanarak değiştirildiği şartları gözler önüne sereceğiz.
Mesela, Rus Bilimler Akademisi üyeleri 18. yüzyılda Çuvaş bölgesindeki incelemelerine başladıkları zaman, Çuvaş yerleşimlerinin Finno-Ugorlar ile yanyana yerleştiğini ve Çuvaş halkının Finli kıyafetler giydiğini ortaya çıkarmışlar ve Çuvaşların yerli Finliler olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Bu dönemin hemen hemen tüm önde gelen bilim adamları bu fikri paylaşmaktaydılar. Bu bilim adamlarından bazılarının isimleri şunlardır: Erdmann, Garcey, Isaac Maas, Georgi, Miller, Gmelin, Falk, Castrin, Alkvist, Karamzin, Polevoy, Firsov, Radlov ve diğerleri. Ancak, akraba bilimlerin uzmanları, antropolojik özellikleri, etnik kültürleri ve dilleri açısından Finno-Ugorlardan kesin bir şekilde farklılık gösteren Çuvaşların hiç de Finli olmadığını saptadıkları zaman, tarihçiler başka hipotezler ileri sürmeye mecbur kalmışlardır. Bu sefer de, Çuvaşların yerli soyları hakkında ahkâm kesilerek, bunların tamamen bağımsız bir orijinle ayrı bir millet oldukları ve tarih öncesinden beri kendi toprakları üzerinde yaşayageldiklerine dair bir hipotez ileri sürülmüştür. Yerel entelektüeller arasından bu hipotezin takipçileri, bir postula bile geliştirerek «Çuvaşlar Çuvaşlardan neşet etmişlerdir, başkalarından değil; bunlar en erken zamanlardan beri kendi toprakları üzerinde yaşamaktadırlar» diyorlardı. Ancak arkeologların, yaptıkları araştırmalar neticesinde Çuvaş bölgesi ve komşu bölgelerde eski Çuvaşlardan kalan hiçbir arkeolojik kalıntının bulunmadığını saptamalarından dolayı, bu yorumu da ispatlamakta başarısız oldular. Böylece, arkeologlar, kive syava tipi pagan defin alanlarınca temsil edilen bu Çuvaş arkeolojik anıtlarının, Çuvaş yerleşimlerinin ve kiremet kartı denen tapınakların Moğol istilasından sonra ortaya çıktıklarını göstermektedirler. Ayrıca, yazılı kaynaklar Çuvaşların eski zamanlarda burada yaşamadığını ve bu topraklarda, ilk olarak, sadece beşyüz yıl önce görüldüklerini göstermektedir.
Bundan sonra, pek çok tarihçi Çuvaşların İdil Bulgarlarının soyundan gelmiş olabileceklerini düşünmeye başladı. Bu fikir pek çok bilim adamı tarafından oldukça mümkün bir yaklaşım olarak görüldü, çünkü Bulgarlar Moğol istilasından sonra tarih sahnesinden silinirken, bundan çok kısa bir süre sonra Çuvaşlar meydana çıkmaktaydı. Bu yüzdendir ki aşağıdaki bilim adamları Bulgar orijini fikrini desteklemişlerdir:
Tatishchev, Shafarik, Ilminskiy, Kunik, Ashmarin, Gombocz, Kakhovskiy, Dimitriyev, Malyutin, Baskakov ve diğerleri. Bütün bu bilim adamları, «Moğol istilasından önce İdil’in sol kıyısında yaşamakta olan ve Çuvaş dili konuşan İdil Bulgarları, 1236 yılında Moğol orduları tarafından dağıtıldı ve bunlar İdil’in sağ kıyısına göçerek, burada Çuvaşlar diye çağrılmaya başladılar» görüşünü savunmaktadırlar. Orta İdil Tatarlarının da, kendilerinin Bulgarların soyundan geldiğini düşünmelerinden ve hatta Bulgar geçmişlerini hatırlamalarından dolayı, istila sırasında Bulgarların bir kısmının İdil’in sol kıyısında kaldığı ve bunların zamanla Tatarlara dönüştüğü; İdil’in karşı kıyısına geçenlerin ise zamanla Çuvaşlara dönüştüğüne inanılmasına karar verildi. Tatarların Müslüman ve Çuvaşların pagan olduğu gerçeğinden yola çıkarak, bu bilim adamları sol kıyıdaki Bulgarların Müslüman kalmaya devam ettiğine, ancak sağ kıyıdaki Bulgarların İslam’ı terk ederek Çuvaşlara dönüştüklerini düşünmek üzerine fikir birliğine vardılar. Bu yorumdaki Bulgar hipotezi tarihçiler arasında büyük bir şöhret kazanarak, bir çeşit resmi tarihe dönüştü ve birçok ülkede tarih hakkındaki ders kitaplarına, araştırma el kitaplarına ve referans sözlüklerine konuldu.
Yine akraba bilimlerden akademisyenler, daha sonra yaptıkları yeni keşifleriyle, bu Bulgar hipotezini de reddettiler. Dil bilimciler, Bulgarların Çuvaşça konuşmayıp, yaygın bir Türkçe konuştuklarını ispatladılar. İlahiyatçılar ise yüzyıllar boyunca Bulgarların samimi Müslüman olduklarını ve bu yüzden İdil’i geçtikten sonra pagan Çuvaşlara dönüşmelerinin imkansız olduğunu, çünkü İslam tarihinde hiçbir zaman böyle bir olay yaşanmadığını ispatladılar. Arkeologlar ve etnografyacılar da, teknolojileri, ekonomi ve üretimlerindeki gelişme seviyesi açısından Çuvaşların Bulgarlardan büyük ölçüde farklı olduğunu ispatladılar. Çünkü, Bulgarlar demircilik ve kuyumculukta son derece kabiliyetli iken ve ürünleri hala pek çok müzeyi süslerken, Çuvaşlar kuyumculuğu hiç bilmemekteydiler. Bulgarlar iyi debbağlardı ve boyayarak işledikleri deriler «bulgar tovar» olarak bilinmekteydi ve Doğu’da pek çok ülkede bu özellikleriyle ün yapmışlardı; Çuvaşların ise deri üretimi bulunmamaktaydı. Bulgarlar usta çömlekçiydiler ve bunların cilalı seramikleri bütün Orta İdil bölgesinde bilinmekteydi; Çuvaşlar ise, sıvalı seramikler dışında çömlekçilikten anlamamaktaydılar. Genel olarak, Bulgarlar zanaatkarlardı, Çuvaşlar ise yakın zamana kadar zanaatkarlıkla uğraşmamışlardır. Eğer Bulgarlar Çuvaşların atası olmuş olsaydı, yüzyıllar boyunca uyguladıkları bütün kültürlerini sadece ve basit bir şekilde İdil’i geçmekle aniden yitirmiş olamazlardı. Akraba/yakın bilim dallarının bu delilleri ve daha pek çok diğer kanıtlar, tarihçileri Bulgar hipotezinin yanlışlığı konusunda kesin bir şekilde ikna etti.
Ancak, bu hipotezin bütün saçmalıklarını fark etmelerine rağmen, bu hipotezin bazı tez canlı savunucuları, bu hipotezi yine de doğrulamaya teşebbüs ettiler. Mesela, Prof. Ashmarin, uzun zamandır şu görüşü ileri sürmektedir; eğer Bulgarların kendisi Çuvaşlara dönüşmediyse, bunlar onların müttefiki oldular, Çuvaşların isminin Çuvaş dilini konuştukları iddia edilen Suvarların isminden geldiği varsayılmaktadır. Bu bilim adamının da kendi takipçileri vardır; okuyucularını Çuvaşların Suvarların soyundan geldiğine ikna eden Çuvaş tarihçi Dimitriyev gibi. Fakat, arkeologlar Tankeevska yakınlarındaki Suvar mezarlıklarını ve Suvarların eski yerleşim yerlerini kazdıklarında, defnedilmiş olanların Çuvaşlar olmadığını, maskeli olarak defnedilen bu kişilerin tipik Ugor olduklarını gördüler. Macarlarla alakalı olan bu milletler, ölülerini yüzlerinde maske olduğu halde defnetme geleneğine sahip olan Khantı ve Mansilerdi. Daha sonra ise, Suvarların 10-14. yüzyıllarda Bulgarlar tarafından asimile edildiği ve Türkleştirilmiş soylarının hala Tatarlarla birlikte Tataristan’daki yerleşim yerleri olan Ik-Suvar, Nir-Suvar, Sham-Suvar, Yana-Suvar (Yantsevarı) ve diğer bölgelerde yaşadıkları ortaya çıkarılmıştır. Yani, Suvarlar da Çuvaşların ataları olamaz.
Daha sonraları, Çuvaş tarihçiler Kakhovskiy ve Malyutin, Çuvaşların iyi bilinen Türkçe konuşan Bulgarların soyundan gelmediğini, aksine pek tanınmayan Çuvaşça konuşan Bulgarların soyundan geldiğini ispatlamaya çalışmışlardır. Bunlara göre, eski zamanlarda Orta İdil bölgesinde Çuvaşların atası olan Çuvaşça konuşan Bulgarlar aynı dönemdeki Türkçe konuşan ve Tatarların ataları olan Çuvaşlarla yanyana yaşamaktaydılar. Bu versiyon oldukça çekici görünmektedir. Şayet, bu «Çuvaşça konuşan Bulgarlar» sadece hayallerde yaşamayıp gerçek dünyada da var oldularsa; şayet birileri herhangi bir yerde ve herhangi bir zamanda bunlara şahit oldu ya da bunlardan bahsettiyse; ya da şayet bu «Bulgarlar» yer yüzünde en azından, kive syava tipi Çuvaş pagan defin arazisi, Çuvaş yerleşimleri ya da kiremet kartı tapınakları gibi ufacık bir iz bıraktıysa bu hipoteze inanmak bile mümkündür.
Fakat, hiç kimse ne bu Çuvaşların «ataları»nı gördüğü için, ne de bunlardan kalan arkeolojik kalıntıları bulduğu için bu hipotezin de sadece ve sadece bazı hayalperestlerin aylakça konuşmaları olduğu ispatlanmıştır. Genel olarak konuşacak olursak, bütün varyasyonları ve yorumlarıyla birlikte Bulgar-Suvar hipotezinin tamamı çoktandır eskimiş ve gündemden düşmüştür.
Yukarıdaki varsayımlar ve hipotezlerden tam olarak bahsettik, çünkü tarih hakkındaki ders kitaplarında, referanslarda ve Çuvaşlar üzerine uzmanlaşmış literatürde yaygın bir şekilde bu hipotez ve varsayımlarla karşılaşılabilmektedir ve bunlar çoğunlukla okuyucuları aldatmaktadırlar. Bununla birlikte, bu hipotezlerin farkında olmaksızın, okuyucu, bizim aşağıda anlatacaklarımızı anlamakta güçlük çekecektir.
Çuvaşların Gerçek Ataları
Bize Çuvaşların gerçek atalarını gösteren yine arkeoloji, etnografya ve dil bilimi gibi akraba/yakın bilimler olmuştur. İki yüzyıldan daha fazla bir süredir tarihçiler Orta İdil bölgesinde bulunan önceki milletin Çuvaşların etnik oluşumunu sağlayan millet olduğunu iddia ederken, yakın bilimler Çuvaşların atalarının Hun-Hazarlar olduğunu gösteren önemli keşiflerde bulunmuşlardır. Bu sonuca ulaşabilmek için birçok aşamadan geçmek gerekmektedir. Birincisi, dil bilimciler Çuvaş dilinde Eski İbranicenin kelime hazinesinden çok miktarda kelime bulunduğunu saptamışlardır. Bu kelimelerin alınmasının sadece ülke yönetiminin Yahudilerin elinde bulunduğu Hazar Hanlığı’nda mümkün olabileceği anlatılmaktadır. İlahiyat bilimlerindeki uzmanlar da, daha sonra, Çuvaş paganlık dininin, yine sadece Hazar Hanlığı’ndan alınması mümkün olan, Yahudiliğin dogma ve fetişlerine sahip olduğunu ortaya çıkarmışlardır. Etnografyacılar da, eski Çuvaş pagan dininin takipçilerinin uygulamalarında, Yahudi cenaze törenleri, Yahudi evlilik adetleri vesaire gibi pek çok Yahudi halk geleneğinin gözlemlendiğini ispatlamışlardır. Ancak, en kararlı hüküm, eski Hazar Hanlığı’nın toprakları üzerinde Çuvaş tipindeki pagan defin yerleri ve Çuvaş tapınakları bulan arkeologlar tarafından verilmekteydi. Bütün bu bulgulardan sonra varılan sonuç, Çuvaşların Orta İdil’e eski Hazar Hanlığı’ndan geldikleridir ve bu sonuç biraz sonra bahsedeceğimiz bütün önde gelen tarihçiler ve etnografyacılar tarafından doğrulanmıştır: Fraehn, Fuchs, Sboyev, Malov, Rittikh, Hunfalvy, Komissarov, Kuzmin-Yumanadi ve diğerleri.
Ancak, Çuvaşların Hazarların soyundan geldiğini söylemek hemen hemen hiçbir şey söylememek anlamına gelir, çünkü Hazarlar asla bir halk olarak var olmamışlardır. Yine de, eski zamanlarda «Hazarlar» olarak adlandırılan pek çok kabile milletinin yaşadığı bir yer olan bir Hazar ülkesi bulunmaktaydı. Hazar Hanlığı’nın dağılmasından önce bile, burada sadece bir değil, üç farklı etnik grup yaşamaktaydı: Türko-Hazarlar, Hunno-Hazarlar ve Yahudi Hazarlar. Dil bilimciler de, bu üç gruptan hangisinin Çuvaşların etnik oluşumunu teşkil ettiği sorusuna, bugün Hunno-Hazarların sahip olduğu gibi değişmiş haliyle bir Türkçe kullanan ikincisini göstermek suretiyle, bir cevap vermektedirler. Bunu takip eden sonuçta ise, Çuvaşların atalarının Orta Asya’dan gelmiş olan Hunno- Hazarlar olduğu belirtilmektedir. Aşağıdaki bilim adamları da aynı görüştedirler: Aristov, Bartold, Khattory, Firsov, Munkachy, Ramstedt, Gumilev ve diğerleri.
Bu Hunno-Hazarların kim oldukları ve nereden geldiklerini anlayabilmek için, şimdi tarihlerine şöyle bir bakalım. Eski Çin yazılı kaynaklarına göre, bir zamanlar çok güçlü olan Hun kabileleri, henüz yazılı tarihe geçilmemiş olan bir erken dönemde, Orta Asya’da, Moğolistan toprakları üzerinde yaşayan ve kendilerini «insan» ya da «halk» anlamına gelen bir Moğolca kelime olan «Hun» diye isimlendiren bir halktır. Bütün Moğollar gibi bunlar da göçer hayvan yetiştiricileriydi. Antropolojik özelliklerine göre ise, bunlar bazı küçük Avrupalı özellikleriyle Mongoloidlerdi. Hunlar, Hunca konuşmaktaydılar ve proto-Moğol bir dil olan Hunca, Türkçe, Çince ve Ön Sibirya dillerinden unsurlar içermekteydi. Bir Çin uzmanı (Sinolog) olan ve uzun bir süre eski Çince yazılı belgeleri kullanarak eski Hunların tarihi ve dilerini araştıran Rus bilim adamı Prof. N. Bichurin, Hunların Moğolların atası olduğu ve bunların dilinin baskın bir şekilde Moğolca olduğu sonucuna ulaşmıştır. Prof. B. Bergman, P. Pallas, Yu. Venelin, D. Ilovaiskiy, K. Neumann gibi bazı diğer araştırmacılar da, diğer bazı fikirleri de ifade etmelerine rağmen, aynı sonuca ulaşmışlardır.
Milattan sonraki ilk yıllar ya da ilk asırlarda, bir zamanlar tek kitle halinde ve monolitik olan Hun kabilesi Kuzey ve Güney Hunlar olmak üzere iki gruba bölündü. Kısa bir süre sonra, Güney Hunları Çinlilerle bir ittifak yaparken, daha doğrusu onlara katılırken; Kuzey Hunları Çinlilerin ve kendi soyundan olan Güneylilerin düşmanı olmaya devam ettiler. M. S. 124 yılında, Kuzey Hunları Güney Hunları ve Çinlilerden oluşan ortak güçler tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı ve batıya doğru başıboş bir şekilde kaçmaya zorlandılar: İlk önce, Kuzey Batı Moğolistan’a, sonra, Güney Sibirya’ya ve en sonunda Avrupa’ya. Asya’dan Avrupa’ya doğru göç ederken yolları üzerindeki değişik göçmenlerle birleştiler, «Halkların Büyük Göçü»nü başlattılar ve 370 yılında çok dilli beş ana kabileden oluşan bir birlik, Hunlar adı altında Avrupa’yı istila etti ve burada bir Hun devleti kurdu. Bu Hun devletinin parçalanmasından sonra, bunlar Hazarya’ya yerleştiler ve burada Hun-Hazarlar ismiyle tanınır oldular. Henüz Avrupa’ya ulaşmadan önce, Aral gölü yakınlarındalarken, Çin kaynaklarında Kangyuy olarak geçen büyük bir Türk kabilesi ile birleşmişlerdir. Bu tarihten sonra Hunlar, Türkler tarafından kuşatılmış ve bundan sonraki kaderlerinin tamamı Türkçe konuşan değişik kabileler ve milletlerle bağlantılı hale gelmiş ve bu bağıntı sayesinde de tedricen Çuvaşlara dönüşmüşlerdir.
Genelde, bütün Çuvaşların etnik oluşumu temel olarak proto-Moğol dillerinin Kuzey Hunları tarafından Türkçe lehine değiştirilmesini kapsamaktadır. Antropoloji, kültür ve hayat tarzları gibi diğer alanlarda, Türklerden çok az farklılıklar göstermekteydiler. Kendi proto-Moğol dillerinden Türkçe lehine değişiklik yapmaları öyle basitçe Hunca kelime hazinesinin Türkçe lehine ikamesinden ibaret değildi, bunu, kendi Moğol fonetiğinin tarz ve kurallarından sonra alınan Türkçe kelimelerin keskin bir değişimi ve bozulması takip etti. Bu yüzden, «z»nin yerini «r» (rotasizm) aldı, «ş»nin yerini «l» (lambdaizm) ve «k» (g) nin yerini «h» (şetasizm) aldı. Aşağıda, alınan Türkçe kelimelerin Hun-Hazarları tarafından nasıl telaffuz edildiğinin örneklerini bulacaksınız: «boz»-»bor» (buz), «iz»-»ir» (iz), «sekiz» — «sekir» (sekiz), «togoz»-»togor» (dokuz), «otoz»-»otor» (otuz), vesaire. Bu durumda lamdaizm prensibini takip eden aşağıdaki Türkçe kelimelerin Hunca telaffuzları şöyledir: «kemeş»-»kemel» (gümüş), «zitmeş»-»zitmel» (yetmiş), «kiş»-»kil» (kış). «k» («g») yerine «h» sesinin ikamesinin sebep olduğu transformasyonlar da şöyledir: «kara»-»hara» (siyah), «katı»-»hatı» (katı), «kapka»-»hapha» (kapı), «kaynak»-»haymah» (kaymak), vesaire. Bütün bu dönüştürülmüş kelimeler konuşmacıların bir alışkanlığı haline gelmiş ve konuşmalarında kalmıştır. Bunu dilin gramatik yapılarının eş zamanlı dönüşümü izlemiştir, bu da uzun vadede yeni bir rotasizing bir lehçenin oluşumuna yol açıp daha sonra da Çuvaş dili haline gelmiştir.
Böylece, Çuvaş dili, Türkçe kelimelerin proto-Moğol ses formlarına girmesiyle, yani, Türkçe kelimelerin proto-Moğol sesleri ile melezlenmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu süreç, Hunların büyük ölçekli bir Türkleştirme süreciyle eş zamanlı olarak yer almıştır. Bu bakış açısından, Çuvaş dili ferden ve dil bilimcilerin üzerine bolca yazdıkları Altay dil ailesinin varlığı ile hiçbir ilişkisi olmadan bağımsızca oluşturulmuştur. Bir Türk r-dil ailesi olmadığını ve sadece aşağıdaki üç grup halkın bu dili konuştuğunu düşünmekteyiz: Çuvaşlar, Kavarlar Çuvaşlardan ayrılarak Macaristan’a gidenler ve Bulgar-Tatarlarla karışan Besermenler. Bir zamanlar bazı dil bilimciler r-dilini de İdil Bulgarlarına atfetmişlerdi, fakat bu varsayımın, Besermenlerin mezar kitabesi metninin yanlışlıkla Bulgarlara atfedilmesiyle ortaya çıktığı ve yanlış olduğu ispatlandı.
Çuvaşların atalarının Türkleştirilmesi, Hunlar ve Çuvaş dilinin oluşması sürecinin tamamı üç aşamaya bölünebilir. Birinci aşama, Türkçe kelimelerin alınarak proto-Moğol fonetiğinin kurallarına göre değiştirilmesiyle, ki bu r-lehçesinin ve daha sonra da Çuvaş dilinin ortaya çıkmasına vesile olmuştur, karakterize edilebilir. Kronolojik olarak, bu aşama «Halkların Büyük Göçü» ve Hun Devleti’nin varlığını sürdürdüğü döneme denk gelmektedir.
Eski proto-Moğol fonetik sterotipini yitirmiş olan Çuvaşların atalarının Türkleştirilmesinin ikinci aşamasında, rotasizm ve lamdaizme maruz bırakılmaksızın, yeni Türkçe kelimelerin alımı sürdürüldü. Ancak, daha önce alarak dönüştürdükleri kelimeleri muhafaza ettikleri için, bu diyalekt halihazırda savaşçıların ve aristokratların dili haline gelmiş ve bütün görünüşüyle sadece imtiyazlı kastın anlayabildiği karmaşık bir jargon olarak sırf prestij için muhafaza edilmiştir. Tarihsel olarak Hazar dönemi ile kesişen bu aşamada, Çuvaş dilinin Türkçe kelimelerin yanı sıra kadim İbranice ve Farsça kelimeleri de içermeye başlaması çok önemlidir. Bu kelime alımları ne rotasizm (r) ne de lamdaizm (l) ile karakterize edilmektedir, bu da bu dönemde eski Hunca fonetik steriotipinin yitirildiğini bir kez daha ispatlamaktadır. Tıpkı birinci aşamasında olduğu gibi Türkleştirmenin ikinci aşamasında da Çuvaş dili esas olarak j-sesli kelimeleri benimsemiştir: «jol» (yol), «julduz» (yıldız), «jangir» (yağmur), «jurak» «yarık» vesaire gibi, fakat Çuvaşlar «j» harfini yumuşak bir «s» gibi telaffuz etmekteydiler.
Çuvaş dilinin Türkçeleştirilmesinin üçüncü aşamasında, y-sesli Türkçe kelimeler benimsenmiştir. Bu benimsemede hakim olan kelimelerden bazıları şunlardır: «Yola» (adet), «yuri’ (amaç), «yuşkon» (kum), «yomzak» (yumuşak) vesaire. Kronolojik olarak, bu dönem Orta İdil bölgesinde Kıpçak kabilelerin ortaya çıkmasından günümüze kadar geçen dönemle kesişmektedir.
Aslında, Çuvaşçanın ve Çuvaşların Türkleştirilme süreci burada tamamlanmıştır. Ancak, sürecin tamamen sona erdirildiğini düşünmemiz gerektiği son derece açıktır, çünkü Çuvaşlar hiçbir zaman kelimenin tam anlamıyla Türk olmamışlardır. Çuvaşların dili, kelime hazinesi bakımından sadece %50’den biraz fazla olmak kaydıyla Türkçe kelimlerden oluşmuştur, geri kalan kısmı ise birçok dilden alınan kelime hazinesi tarafından teşkil edilmektedir ki, bunun eski kısımları Moğolcayı içerdiği gibi Rusçanın da bir baskınlığı söz konusudur.
Teoride, Çuvaşların bir etnik grup olarak tarih sahnesine çıktıkları tarihi M. S. 820 yılı olarak kabul edebiliriz. Bu tarihte, Hazar Hanlığı’ndaki Hunlar iki kola ayrılmışlar ve bunlardan biri «çuaş» ya da «çuvaş» şeklinde adlandırılırken, diğerleri «kavar» ya da «kabar» şeklinde ismlendirilmişlerdir. Ne var ki, «çuaşlar»dan Bizans kaynaklarında hiç bahsedilmemektedir. Kaşgarlı Mahmud’un ünlü eseri «Divan-ı Lügat-it Türk»te de Çuvaşça ve Çuvaşça kelimelerden bahsedilmemektedir, çünkü 11-12. yüzyıllara geri döndüğümüzde, bu tarihlerde Don nehrinin alt bölgelerine yerleşen Çuvaşların ataları Türklerden çok uzaklarda yaşamaktaydılar ve «Çuvaş» ismiyle henüz çağrılmamaktaydılar. Komşuları bunları ya «Hunlar» ya da «Hazarlar» şeklinde adlandırmaktaydı. Rus vakayinameciler, bunları önceleri «Kozary Belovezhskie», «Khazars Sarkelskie» şeklinde isimlendirmekteydiler, daha sonra ise İdil’in sağ tarafındaki dağlık bölgenin şartlarının huylarına tesirlerine kasten «Dağlı Tatarlar» demekteydiler.
Çuvaşlar ise kendilerini «sin» («adam», «halk») diye çağırmaktaydılar, buna en iyi delili daha önce yerleşmiş oldukları yerlerin isimleri sağlamaktadır: Sinpur, Sarsin, Saksin vesaire. «Çuvaş» kelimesi ilk olarak 1510 yılında Rus idari belgelerinde geçmektedir.
Çuvaşlar ve etnik oluşumlarına dair bu monografiyi sona erdirmek için, «Kuzey Hunların Türkçe konuşulan bölgeye gelmesinden sonra diyen» meşhur Çuvaş tarihçi Prof. S. Malyutin’in «bunların etnik oluşumu yeni bir aşamaya girdi. Bu tarihten sonra, Çuvaşların atalarının dillerinin Türkleştirilmesi daha da yoğunlaştı. Bu yoğunlaşma 4-7. yüzyıllarda «Halkların Büyük Göçü» sırasında Türk kabileleri ile kaynaşmalarıyla ve daha sonra da kendilerini Hazar Hanlığı’nda Türkçe konuşulan bir ortamda bulmalarıyla doruk noktasına ulaştı. Türko-Moğol ve diğer unsurları içeren bu Hun dilinin Türk dilinin özel bir tipine dönüşmesi de asıl bu dönemdedir» cümlelerini alıntılayalım. «... Bunların olduğu tarihte diyerek» Malyutin şöyle devam ediyor, «kendilerine ait orijinal bir dile sahip olunca, bir etnik grup olarak Çuvaşların tarihi başladı ve bu, Çuvaşlar tarih içinde ilerlerken bir etnik kültürün oluşmasına sebep oldu. Bu kültürün karakteristik özelliği, İran (ve Eski İbranice-Ya. Kuzmin Yamandi’nin yorumu) kültürlerini aktif bir şekilde benimsemesidir, özellikle de din ve sanat alanlarında. Yeni yerlerinde, Orta Asya’dan getirdikleri kültürlerinden pek çok usuru yitiren Çuvaşların ataları, dilleri ve özleri anlamında, tedricen Türkleştiler ve yeni manevi imajlarıyla tamamen yeni bir halk oldular. »
Doğal olarak, Prof. Malyutin’in bu görüşlerini bütün tarihçiler gibi bu monografinin yazarı da paylaşmamaktadır, fakat Çuvaş tarih bilimi ve akraba bilimlerinin bugünkü şartları daha mantıklı bir sonuca ulaşmamıza da imkan vermemektedir.

17 Mayıs 2015 Pazar

ÇUVAŞÇAYA ÖZGÜ BAZI ÖZELLİKLER ÜZERİNE* Feyzi ERSOY** ÖZET Çeşitli coğrafyalara yayılan Türk boylarınca konuşulan Türkçe, günümüzde yirminin üzerinde yazı diliyle temsil edilmektedir. Bu yazı dillerinden Gagavuz ve Azerbaycan Türkçeleri, Türkiye Türkçesine en yakın lehçeler kabul edilirken Yakutça ve Çuvaşça gibi lehçeler ise Türkiye Türkçesine daha uzak lehçeler olarak düşünülmektedir. Çağdaş Türk lehçelerinin her birinin kendine has birtakım özellikleri mevcuttur. Bu lehçeler, pek çok noktada birbirleriyle ortak özellikler gösterseler de aralarında onların ayrı birer lehçe sayılmasına sebep olan bazı farklılıklar da bulunmaktadır. Lehçeler arasındaki bu farklılıklar ve ortaklıklar, yapılan lehçe tasniflerinde her zaman için birer kriter olarak kullanılmışlardır. Çuvaşçanın da çağdaş Türk lehçelerinden biri olarak diğer lehçelerle arasında pek çok açıdan benzerlikler vardır. Çuvaşça, yapım ve çekim eklerindeki ortaklıkların yanı sıra başka noktalardan da diğer lehçelerle benzerlikler göstermektedir. Bununla birlikte onun da kendine has ve farklı bazı özellikleri mevcuttur. Çuvaşça, rotasizm/zetasizm meselesi başta olmak üzere pek çok açıdan ilgi çekici bir lehçe özelliği sergilemektedir. Özellikle, Altayistik çalışmalarında ayrı bir önem taşıyan Çuvaşça, problemli meselelerin aydınlatılmasına katkı sağlayacak veriler de içermektedir. Çuvaşçanın kendine özgü bu özellikleri, geçmişte onun farklı bir dil olarak algılanmasına da sebep olmuştur. Bu çalışmada, Çuvaşçanın ses ve şekil özellikleri üzerinde durmak amaçlanmamıştır. Burada, Çuvaşçanın genel özelliklerinden ziyade onun tarihî ve çağdaş lehçelerde rastlanmayan, sadece kendisine has birtakım nitelikleri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Türk lehçeleri, Çuvaşça *Bu makale Crosscheck sistemi tarafından taranmış ve bu sistem sonuçlarına göre orijinal bir makale olduğu tespit edilmiştir. ** Doç. Dr. Gazi Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri Ve Edebiyatları Bölümü, El-mek: ersoyf@gazi.edu.tr 242 Feyzi ERSOY Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/9 Summer 2013 ON SOME PROPERTIES SPECIAL TO CHUVASH ABSTRACT Turkish, which is spoken by Turkish people settled in divergent territories, is represented with more than twenty literary languages at the present time. While Gagauz and Azerbaijan Turkish are regarded as the closest dialect to Turkey Turkish, dialects such as Chuvash and Yakut are thought to be the most distant. Each of the modern Turkish dialect has some special properties. Although these dialects have a lot in common, there are some differences which cause them to be accepted as an independent dialect. These similarities and differences among dialects are used as criteria for dialectal classification. Chuvash, being a dialect of Turkish Language, has many similarities to the other dialects. In addition to commonalities between inflectional and derivational suffixes, Chuvash displays similarities to the other dialects in some other respects. However, it has some special and different characteristics. Many interesting dialectal properties, particularly rhotacism / zetacism, are encountered in Chuvash. Chuvash, which has a special importance for Altaic studies, exhibits some data which can make important contributions to the solution of some problematic issues. These special properties of Chuvash caused it to be accepted as an independent language in the past. The aim of the study is not to focus on phonetic and morphologic properties of Chuvash. The special properties of Chuvash which cannot be encountered in historical and modern dialects, rather than its general characteristics are emphasized throughout the study. Key Words: Turkish dialects, Chuvash Eski İdil Bulgarcasının günümüzdeki devamı olarak görülen Çuvaş Türkçesi1 , özellikleri bakımından Türk lehçeleri arasında ayrı bir yere sahiptir. Çuvaşça, bugün ağırlıklı olarak yaklaşık 1.650.000 kişinin yaşadığı Çuvaşistan’da konuşulmaktadır.2 İdil Bulgarcası sonrası ilk verilerine Strahlenberg’de rastlanan, ilk grameri 1769’da Leningrad’ta Soçineniya Prinadlezaşçiya k Grammatike Çuvaşskogo Yazıka adıyla yayımlanan Çuvaşça, Altayistik çalışmalarında da odak noktası olmuş bir Türk lehçesidir. Türk lehçelerinin her birinin olduğu gibi Çuvaşçanın da kendine has birtakım özellikleri mevcuttur.3 Bu çalışmada, Çuvaşçanın genel özelliklerinden ziyade onun kendine özgü, başka 1 (Ercilasun 2004: 205; Ersoy 2010: 28-32). 2 http://www.perepis2002.ru/ct/doc/English/4-1.xls adresindeki 2002 yılı verilerine göre Çuvaşistan’ın nüfusu tam olarak 1.637.094’tür. 3 Çuvaşçanın genel özellikleri, yazılan kapsamlı gramerlerin yanı sıra Türkiye dışında Benzing (1959: 695-751), Andreyev (1997: 480-491), Clark (1998: 434-452) vb. isimlerce; Türkiye’de ise Ceylan (1995: 16-24) ve Ersoy 2007: 1285-1340) tarafından hazırlanan kısa çalışmalarla da ele alınmıştır. Çuvaşçaya Özgü Bazı Özellikler Üzerine 243 Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/9 Summer 2013 hiçbir Türk lehçesinde bulunmayan, özellikleri üzerinde durulacaktır.4 Bu özellikler maddeler hâlinde şöyle sıralanabilir:5 1. Türk lehçelerinin sınıflandırılmasında kabul edilen önemli kriterlerden biri, Eski Türkçe kelime başı y’nin durumudur. y-, günümüz Türk lehçelerinde c-, ç-, j-, y-, s- ve ø gibi şekillerde görülür.6 y-‘nin kelime başında í- ile karşılandığı tek Türk lehçesi ise Çuvaşçadır. ET. ÇUV. yan- íun- “yanmak” yaş íul “yaş” yaz íur “yaz” yaz- íır- “yazmak” ye- íÏ- “yemek” yeni íÏnÏ “yeni” yer íÏr “yer” yeti íÏççÏ “yedi” yıl íul “yıl” yıltız íÉltÉr “yıldız” yigirmi íirÏm “yirmi” yip íip “ip” yok íuk “yok” yol íul “yol” (Ersoy 2010: 54) 2. Eski Türkçenin kelime içi peltek d’si7 , diğer Türk lehçelerinde t, z, y, d gibi seslerle karşılanırken8 Çuvaşçada bu ses için kelime içi ve kelime sonunda r bulunur. ET. ÇUV. adak ura “ayak” kadın hurÉn “kayın” kod- hur- “koymak” kudruk hüre “kuyruk” küdegü kÏrü “güvey” tıd- çar- “engellemek” tod- tÉran- “doymak” 3. Çuvaşçayı fonetik olarak diğer Türk lehçelerinden ayıran en belirgin özellik, Genel Türkçe kelime sonu z’ye karşılık r’yi, ş’ye karşılık ise l’yi taşıyor olmasıdır. Schott’tan beri bilinen bu denklik (Tekin 2003: 1; 2004b: 598), sonraki yıllarda seslerden hangisinin asli olduğu yönünde uzun süren tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Finlandiyalı Türkolog ve Altayist Ramstedt, aynı denkliğin Türkçe ile Moğolca arasında da var olduğunu ortaya koymuştur (1922: 26-34). 4 Kelime hazinesindeki farklılıklar, burada değerlendirme dışı tutulmuştur. 5 Aşağıda sıraladığımız örneklerden 3, 5, 6, 7 ve 14. maddelerden, Çuvaşçanın tipik özelliklerini sıralarken V. G. Yegorov da bahsetmiştir (1954: 33-37). 6 y-, Kırgızcada c-, Tuvaca ve Hakasçada ç-, Kazakçada j-, Yakutçada s- şeklinde görülür (Tekin-Ölmez 1999: 69, 74, 76, 95, 108). Bugün Türkiye Türkçesinde de y- olarak devam eden bu fonem, Azerbaycan Türkçesinde, genellikle ı ve i önünde ø ile karşılanır (Tekin-Ölmez 1999: 154). 7 Bu ses, daha çok Karahanlı Türkçesinde yaygındır. Köktürk ve Uygur yazısında diş arası d, diğer d’den farklı bir harfle gösterilmez (Ercilasun 2004: 350). 8 Eski Türkçenin -d-‘si Tuvacada aynen devam ederken Yakutçada -t-, Hakasçada -z-, Türkiye Türkçesi ve bazı lehçelerde de -y- olmuştur (Tekin-Ölmez 1999: 68, 73, 76, 95). 244 Feyzi ERSOY Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/9 Summer 2013 z/ş’nin mi yoksa r/l’nin mi asli olduğu üzerinde yoğunlaşan tartışmalarda Radloff, Gombocz, Németh, Benzing, Róna-Tas ve Eren gibi isimler rotasizmi; Ramstedt, Poppe, Tekin ve Doerfer gibi araştırmacılar ise zetasizmi savunmuşlardır (Ersoy 2012: 71).9 Aşağıda Eski Türkçe ve Genel Türkçede z’li ve ş’li olan bazı kelimelerin Çuvaşça karşılıkları verilmiştir. ET. -z ÇUV. -r biz epir “biz” buz pÉr “buz” çiz- íır- “yazmak” ikiz yÏkÏr “ikiz” kaz- hır- “kazmak” kaz hur “kaz” kız hÏr “kız” kız- hÏr- “kızmak” köküz kÉkÉr “göğüs” köz kÉvar “köz” küntüz kÉntÉr “gündüz” küz kÏr “güz” omuz ÉmÉr “omuz” otuz vÉtÉr “otuz” öküz vÉkÉr “öküz” sekiz sakkÉr “sekiz” siz esir “siz” süz- sÏr- “süzmek” tiz çÏr “diz” tokuz tÉhhÉr “dokuz” tuz tÉvar “tuz” yaz íur “yaz, ilkbahar” yıltız íÉltÉr “yıldız” yüz íÏr “yüz” ET. -ş Çuv. -l altmış utmÉl “altmış” eş- al- “eşmek, kazımak” kış hÏl “kış” kuyaş hÏvel “güneş” kümüş kÏmÏl “gümüş” taş çul “taş” taş tul “dış, taşra” tiş íÉl “diş” yaş íul “yaş” yetmiş íitmÏl “yetmiş” 9 Türkoloji’nin önemli meselelerinden biri olan konu üzerinde ülkemizde yayımlanan eserlerden Ceylan 1997 (s. 114- 140) ve Ersoy 2012’de (s. 71-112) ayrıntılı bilgiler mevcuttur. Çuvaşçaya Özgü Bazı Özellikler Üzerine 245 Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/9 Summer 2013 4. Eski Türkçede /o/ ve /ö/ ünlüleri ile başlayan kelimeler, Çuvaşçada çoğunlukla ön seste v türemesiyle görülür. ET. ÇUV. oçak vuçah “ocak” ol vÉl “o” on vunÉ “on” orun vÉrÉn “yer” ot vut “ot” otun vutÉ “odun” öküz vÉkÉr “öküz” öl- vil- “ölmek” öt- vit- “ötmek” 5. Türk lehçelerinde çokluk eki için genellikle +lAr ve onun fonetik varyantları olan şekiller kullanılmaktadır. Çuvaşçanın çokluk eki ise +sem’dir10 ve bu biçim hiçbir Türk lehçesinde görülmez. Çuvaş yazı dilinde kalınlık-incelik uyumuna uymayan ekin Çuvaşçanın Viryal ağzında +sam şekli de mevcuttur. çulsem “taşlar”, hÏrsem “kızlar”, tÉşmansem “düşmanlar”, vÉkÉrsem “öküzler”, külÏsem “göller”, açasem “çocuklar”, ÇÉvaşsem “Çuvaşlar”, tusem “dağlar”, TÏrÏksem “Türkler” İdil Bulgar kitabelerinde rastlanmayan (Tekin 1988: 37) +sem’in kökeni tartışmalıdır. V. Schott, bu eki Genel Türkçedeki kamug / kamu kelimelerine benzetmiştir (Levitskaya 1976: 10). Ramstedt ve Poppe, ekin etimolojisini *sayın “her” > -sem şeklinde düşünmüşlerdir. (Ramstedt 1957: 61; Poppe 1965: 183). Fedotov, eki sa- “saymak” fiiline dayandırır. Ona göre sondaki “-n/- m” yapım ekidir ve ek *sam biçimine gitmektedir. (1996: 215). Yılmaz da ekin başlangıçta bağımsız bir kelime olduğu düşüncesindedir. Bunu sayu-n > sem şeklinde izah eder (2002: 4). Aşmarin, eki Türk lehçelerinin çoğunda sayı ve çokluk anlamı taşıyan “san” ismiyle birleştirmiştir (Zeynalov 1993: 108). Yegorov ve Benzing de Aşmarin ile aynı görüşü paylaşmışlardır (Levitskaya 1976: 10). 6. Çuvaşça, iyelik eklerinin fonetik yapısı bakımından Eski Türkçe ve çağdaş lehçelerle benzerlik gösterse de;11 çokluk ve iyelik eklerinin sırası söz konusu olduğunda diğer Türk lehçelerinden ayrılır. Genel Türkçede daima çokluk eklerinden sonra gelen iyelik ekleri, 12 Çuvaşçada sistemli olarak çokluk eklerinden önce yer alır. GT. çokluk eki + iyelik eki + hâl eki Çuv. iyelik eki + çokluk eki + hâl eki 10 Çokluk eki +sem; ilgi, yönelme-yükleme, bulunma ve çıkma hâli eklerinden önce kullanıldığında +sen biçimini almaktadır (Ersoy 2010: 91). 11 Çuvaş Türkçesindeki iyelik ekleri şu şekildedir: T1Ş: +m, + Ém, + Ïm, T2Ş: +u, +ü, T3Ş: +Ï, +i, Ç1Ş: +mÉr, +mÏr, +ÉmÉr, +ÏmÏr, Ç2Ş: +Ér, +Ïr, Ç3Ş: +Ï, +i. Eski Türkçedeki iyelik eklerini ise sırasıyla +(X)m, +(X)ŋ, +(s)i / +(s)I, +(X)mXz, +(X)ŋ(X)z, +(s)i / +(s)I şeklinde gösterilebilir (Ersoy 2010: 95). 12 Türkiye Türkçesinde ve bazı çağdaş lehçelerde özellikle annemler, amcanlar vb. akrabalık isimlerinden oluşan örneklerde, çokluk eki zaman zaman iyelik ekinden sonra kullanılabilmektedir. Bu konuya “Türkiye Türkçesinde ve Türk Lehçelerinde İyelik Ekinden Sonra Kullanılan +lAr Çokluk Eki Üzerine” başlıklı yazısında değinen Ercan Alkaya, +lAr’ın bu tarz kullanımına dair çalışmasında çeşitli örnekler vermiştir (2010: 31-37). Ona göre, Başkurtça, Kırım Tatar Türkçesi ve Sibirya Tatar Türkçesindeki veriler, bu +lAr’ın onlar/alar zamirinden geldiğini göstermektedir (2010: 36). 246 Feyzi ERSOY Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/9 Summer 2013 hÏr+Ïm+sem “kızlarım” ıvÉl+ÉmÉr+sem “oğullarımız” Aramaíi tÉv+Ï+sem “Aramaşi Dağları” Johanson, Çuvaşçadaki bu özelliğin Fin-Ugor kombinasyonel etkisinin bir sonucu olabileceğini belirtmiştir (2002: 86). Grønbech ise ekin daha önceden başlı başına bir kelime olmuş olabileceğini düşünmüştür (1995: 62). 7. Emir kipinin olumsuz çekiminde ön ek kullanılması, Çuvaşçayı diğer lehçelerden ayırır. Çuvaşçada, olumsuz çekimde ikinci ve üçüncü şahıslarda fiilden önce an kullanılır. Bu durum, Türkçenin hiçbir döneminde karşılaşılmayan bir özelliktir. Emir Kipinin Olumsuz Çekimi 1. şahıslarda fiil + şahıs ekleri + mar 2. ve 3. şahıslarda an + fiil + şahıs ekleri olumlu çekim olumsuz çekim kay-: gitmek kayam “gideyim” kayam mar “gitmeyeyim” kay “git” an kay “gitme” kaytÉr “gitsin” an kaytÉr “gitmesin” kayar “gidelim” kayar mar “gitmeyelim” kayÉr “gidin” an kayÉr “gitmeyin” kayççÉr “gitsinler” an kayççÉr “gitmesinler” kil-: gelmek kilem “geleyim” kilem mar “gelmeyeyim” kil “gel” an kil “gelme” kiltÏr “gelsin” an kiltÏr “gelmesin” kiler “gelelim” kiler mar “gelmeyelim” kilÏr “gelin” an kilÏr “gelmeyin” kilççÏr “gelsinler” an kilççÏr “gelmesinler” 8. Çuvaşçanın şahıs zamirleri de kendine hastır. İlk bakışta Eski Türkçeye ve Çağdaş lehçelerdeki şekillere uzak gibi duran Çuvaşça biçimler, Türkologlarca Ana Altaycada tasarlanan zamirlere13 aslında daha yakın durmaktadır. epÏ, ep “ben” epÏr, epir “biz” esÏ, es “sen” esÏr, esir “siz” vÉl “o” vÏsem “onlar” 13 Tekin, Ana Altaycadaki şahıs zamirlerini *bi(n), *si(n) ve *i(n) şeklinde göstermiştir (2003: 134). Çuvaşçaya Özgü Bazı Özellikler Üzerine 247 Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/9 Summer 2013 Altay dillerinden biri olan ve belki de Türkçeye en yakın dil kabul edilebilecek Moğolcanın klasik dönem zamirleri, Çuvaşça ve Eski Türkçe örneklerle birlikte aşağıda gösterilmiştir. Zamirlerdeki benzerlikler dikkat çekicidir. Ramstedt, Moğolca ve Türkçede teklik birinci şahıs zamiri için *min, teklik ikinci şahıs için Moğolcada *tin, Türkçede *sin, teklik üçüncü şahıs için ise Türkçe ve Moğolcada *in kökünü düşünmüştür. Türkçede güçlü bir vurgunun etkisiyle men ve sen şekillerinin ortaya çıktığını söyleyen Ramstedt, Çuvaşçada e yardımıyla epÏ, esÏ şekillerinin görüldüğünü ifade eder. Ramstedt, ayrıca, sondaki n’nin eski zamanlarda gücünü yitirdiğini ve Moğolcada bi, çi gibi şekillerin bu yüzden var olduğunu belirtmiştir (1957: 69). Erdal “ben” ve “sen” zamirlerini, Proto Türkçede *bä ve *sä şeklinde düşünür. Ona göre, Bulgar-Çuvaş Türkçesindeki *bi and *si’nin ünlüsü bu kelimelerle alakalı olmayan başka bir köke benzetme yoluyla ortaya çıkmıştır (2004: 196). Çuvaşçada birinci ve ikinci şahısların başında görülen (epÏ, esÏ, epÏr, esÏr) e için Emre, Çuvaşçanın “başlamal (initial)” e’yi saklaması şeklinde yorumlamıştır (1940: 12). HÏveterÏ, e’leri “prefiks” olarak değerlendirmiştir (1928: 136). Poppe, bu e’leri “particle” olarak görmüştür (1965: 194). Levitskaya, Clark ve Yılmaz da aynı görüştedirler (Levitskaya 1976: 29; Clark 1998: 439; Yılmaz 2002: 30). Kotwicz, e’nin güçlendirme fonksiyonundan bahsetmiştir (TGS II 1999: 372). Kocasavaş, Çuvaşçada birinci ve ikinci şahıslardaki e’leri türeme olarak değerlendirmiştir (TGS II 1999: 375). Mehmet Ölmez, runik yazıda baştaki geniş ünlülerin yazılmadığını ve son zamanlarda Orhun Türkçesi için de siz yerine esiz şeklinde okumaların görüldüğünü ifade etmiştir (TGS II 1999: 379). Zamirlerin belirtmeye ve vurguya ihtiyaç duyan kelimelerden olması, Çuvaşçadaki bu şekillerin vurgudan kaynaklanmış olabileceğini düşündürebilir (Ersoy 2012: 328). HÏveterÏ, Çuvaşça epÏr, epir “biz” ve esÏr “siz” şekillerin sonundaki -r’leri çokluk eki olarak yorumlamıştır (1928: 136). Poppe ve Baskakov da bunları çokluk eki olarak değerlendirmişlerdir (Poppe 1965: 194; Baskakov 1975: 12). Tekin ise zamirlerin çokluk şekillerindeki *r²’den “dual/plural suffix” diye bahsetmiştir (2004a: 409). 9. Çuvaşçanın şahıs zamirlerinin dışında dönüşlülük zamirleri de kendine hastır. Tarihî ve çağdaş lehçelerde bilindiği gibi kentü “kendi”, öz ve bod gibi zamirler kullanılmaktadır (Ersoy 2012: 338). Çuvaşçanın dönüşlülük zamirleri ise bütün şahıslara göre sırasıyla şu şekildedir: ham, hu, hÉy, hamÉr, hÉvÉr, hÉysem. 10. Çuvaşçada asıl sayı sıfatlarının (özellikle birden ona kadar olanların) hem kısa hem de uzun biçimleri vardır. Sayılar, sıfat olarak kullanıldıkları zaman kısa; isim olarak kullanıldıklarında ise uzun biçimleri görülür.14 14 Burada kısa biçim diye aldığımız biçimler, Clark tarafından “basic” ve clipped” başlıkları altında iki sütunda değerlendirilmiştir. Uzun biçim ise Clark’ta “emphatic” başlığı altında gösterilmiştir. Clark, çalışmasında 50, 80 ve 90 sayılarının da uzun ve kısa biçimlerini ayrıca göstermiştir (1998: 442). Benzing de, sayı kelimelerinin ilk on sayı için “vasıflık (zayıf)” ve “kuvvetli (müstakil)” şekillere ayrılabileceğini söylemiştir (2005: 307). teklik 1.şahıs teklik 2. şahıs teklik 3. şahıs çokluk 1. şahıs çokluk 2. şahıs çokluk 3. şahıs ET. ben, men, min sen ol biz siz olar KM. bi çi *i bida / ba ta *a Çuv. ep / epÏ es / esÏ vÉl epir / epÏr esir / esÏr vÏsem 248 Feyzi ERSOY Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/9 Summer 2013 kısa biçim uzun biçim pÏr pÏrre “bir” ikv, ik ikkÏ “iki” viíÏ, vií viííÏ “üç” tÉvatÉ, tÉvat tÉvattÉ “dört” pilÏk pillÏk “beş” ultÉ, ult ulttÉ “altı” íiçÏ, íiç íiççÏ “yedi” sakÉr sakkÉr “sekiz” tÉhÉr tÉhhÉr “dokuz” vunÉ, vun vunnÉ “on” pÏr kurka “bir kepçe”, ikÏ Ïne “iki inek”, vií kun “üç gün”, tÉvatÉ aça “dört çocuk”, pilÏk íuhrÉm “beş kilometre”, ultÉ laşa “altı at”, íiçÏ taka “yedi koç”, sakkÉr çike “sekiz batman”, tÉhÉr puşÉt “dokuz keçe”, vunÉ asÉmçah “on büyücü”, vun ik vitre “on iki kova”, vun pilÏk stakan “on beş bardak”, íirÏm íın “yirmi insan”, vÉtÉr íul “otuz yıl”, hÏrÏh talÉk ta hÏrÏh kaí “kırk gün kırk gece”, allÉ íın “elli insan”, íitmÏl íuhrÉm “yetmiş kilometre”, íitmÏl íiçÏ talÉk “yetmiş yedi gün”, íÏr íul “yüz yıl”, ik íÏr íuhrÉm “iki yüz kilometre”, sakÉríÏr ut “sekiz yüz at”, pin te ikÏ kÏvÏ “bin iki melodi”, viíÏ pin íul “üç bin yıl”, íÏr pin aça “yüz bin çocuk”, ikÏ million íurÉ íul “iki buçuk milyon yıl” (Ersoy 2010: 171). 11. Çuvaşçada üleştirme sayı sıfatlarında kullanılan ek, ünsüzlerden sonra da -şAr’dır. Ekin ünsüzlerden sonra da ş’li oluşu, Çuvaşçayı diğer Türk lehçelerinden ayırır.15 Bununla birlikte sadece pÏr “bir” sayısında +er şeklinde olan ek, “on bir”, “yirmi bir” gibi sayılarda yine +şer biçimindedir. pÏrer saltak “birer asker”, ikşer kÏneke “ikişer kitap”, viíşer-tÉvatşar kayÉk “üçer dörder kuş”, ultşar kÏrenke “altışar kirenke”, vun pÏrşer ulma “on birer elma”, vÉtÉrşar íuhrÉm “otuzar kilometre”, íurşar ulma “yarımşar elma” (Ersoy 2010: 176). 12. Çuvaş Türkçesinde yönelme ve yükleme hâli tek bir ekle (+A ) karşılanır. Grønbech, Çuvaşçada yönelme ve yükleme hâli için tek bir ek kullanılması durumunu şöyle izah etmiştir: “Muhtemelen, yaklaşma hâli, başlangıçta ‘vurmak’, ‘bakmak’ ve diğerleri gibi yaklaşma hâlinin uygun düştüğü fiillerde kullanıldı; ‘Onu vurdu’ yerine ‘Ona vurdu’ vs. ifadesi tercih ediliyordu ve bu ifade zamanla umumileşti.” (1995: 127). Levitskaya, Çuvaşça eki Eski Türkçe –ıġ’dan getirmiştir: –ıġ > -ı, > -É ve (Ï). Levitskaya, bu biçim, 3.şahıs iyelik ekiyle aynı olacağından, ekin yönelme hâli ekiyle aynı şekilde kullanıldığını belirtmiştir (1976: 19). Yılmaz ise Çuvaşçada vurguya bağlı olarak ilk hece dışındaki dar ünlülerin genişlemesi neticesinde yönelme ve yükleme hâli eklerinin karışmış olabileceklerini ifade etmiştir (2002: 8). Yönelme-yükleme hâli eki, ünsüzle biten isimlere doğrudan getirilirken; a ve e ünlüleri ile biten isimlerden sonra ise n sesi ile birlikte kullanılır. kayÉk+a “kuşu, kuşa”, tÉşman+a “düşmanı, düşmana”, halÉh+a “halka, halkı”, yal+a “köye, köyü”, tinÏs+e “denize, denizi”, íÏr+e “yere, yeri”, hÏvel+e “güneşe, güneşi”, aça+n+a 15 Çuvaşçada sistemli olan bu duruma Türkiye Türkçesinde yarımşar örneğinde rastlanır. Çuvaşçaya Özgü Bazı Özellikler Üzerine 249 Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/9 Summer 2013 “çocuğu, çocuğa”, tÉpra+n+a “toprağı, toprağa”, tÏnçe+n+e “dünyayı, dünyaya”, tÏmeske+n+e “tepeye, tepeyi” Yönelme-yükleme hâli eki, É, Ï ve “u, ü” ünlülerinden sonra geldiğinde ekin geldiği kelimelerde bazı değişiklikler olur. É, Ï ünlülerin önünde bir ünsüz mevcut ise bu ünsüz ikizleşir. hüşÏ + e > hüşşe “kulübeye, kulübeyi”, vutÉ + a > vutta “ateşe, ateşi” “u, ü” seslerinden biriyle biten bir kelimeye bu ek geldiğinde ise u ve ü sesleri, Év ve Ïv’ e dönüşür. tu+a > tÉva “dağı, dağa”, kÏtü+e > kÏtÏve “sürüyü, sürüye” Çuvaşçada, ekin yönelme ve belirtme olmak üzere başlıca iki işlevi vardır (Ersoy 2010: 111). a. Yönelme Kinona yultaşsempe kayrÉm. “Arkadaşlarımla sinemaya gittim.” b. Belirtme íak sÉmahsem hıííÉn tuhtÉr şlepkine tÉhÉnçÏ. “Bu sözlerden sonra doktor şapkasını giydi.” 13. Bilindiği gibi, Türkiye Türkçesinde “ne….ne” bağlacıyla kurulmuş cümlelerin yüklemleri genellikle olumlu olmaktadır.16 Bazı istisnaları olsa da Genel Türkçe için de bu kural geçerlidir. Çuvaş Türkçesinde ise bu tarz cümlelerin yüklemleri sistemli olarak olumsuzdur (Ersoy 2004: 1081; 2010: 458). HÉnasem temşÏn ni yurlamaííÏ, ni taşlamaííÏ. “Niçin bilmiyorum, konuklar ne şarkı söylüyor ne de dans ediyorlar.” PirÏn íıvÉhra ni külÏ, ni pısÉk yuhanşıv íuk. “Bizim yakınımızda ne bir göl ne de bir ırmak var.” Sana asa ilse kuí umne kÉlarmalÉh pirÏn kitle ni sÉnükerçÏkü, ni íırÉvu íuk. “Bizim evde seni hatırlayarak göz önüne getirecek ne bir resmin ne de bir mektubun var.” 14. Çuvaşçada soru eki çoğunlukla –i’dir.17 Diğer Türk lehçelerinde ise bilindiği gibi bu ek için genellikle -mI, -mU, -bA, -pA gibi şekiller kullanılır. pÏletÏr-i? “biliyor musunuz?” kilçÏ-i? “geldi mi?” Yukarıda sıralanan dikkat çekici özellikleri ile Çuvaşça, bugün Türk yazı dilleri arasında özel bir yere sahiptir. Hiç şüphesiz, bu maddelere başka maddeler ilave etmek mümkündür. Türk 16 Ciden Sena Menabit, “Ne…Ne’li veya Ne…Ne De’li Bağlama Edatlarında Olumsuzluk Sorunu” başlıklı yazısında Tanzimat’tan itibaren Türkiye Türkçesinde bu tarz cümlelerin yüklemlerinin hangi şartlarda olumsuz olabileceği hususuna açıklık getirmeye çalışmıştır (2006: 71-91). 17 Çuvaşçada -i’nin dışında -şi ve -im gibi soru ekleri de vardır. 250 Feyzi ERSOY Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/9 Summer 2013 dilinin problemli pek çok meselesinin aydınlatılmasında buradaki örnekler gibi önemli veriler sunan Çuvaşça, üzerinde yapılan çalışmalar arttıkça, Türkologlara yol göstermeye devam edecektir. KAYNAKÇA ALKAYA, Ercan (2010), “Türkiye Türkçesinde ve Türk Lehçelerinde İyelik Ekinden Sonra Kullanılan +lAr Çokluk Eki Üzerine”, Müjgan Cunbur Armağanı (Hazırlayan: Prof. Dr. Tuncer Gülensoy), TKAE Yayınları, s, 31-37, Ankara. ANDREYEV, İ. A. (1997), “Çuvaşskiy Yazık”, Yazıki Mira, Tyurkskiye Yazıki, s. 480-491, Bişkek. BASKAKOV, N. A. (1975), “On the Common Origin of the Categories of Person and Personal Possesion in the Altaic Languages”, Researches in Altaic Languages, s.7-14. BENZİNG, J. (1959), “Das Tschuwaschische”, Philologiae Turcicae Fundamenta, Wiesbaden, s. 695-751. BENZİNG, J. (2005), (Çev. Zeki Kaymaz) “Çuvaşça”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, Cilt: V, Sayı 2, Sayfa: 303-309. CEYLAN, Emine (1995), “Çuvaşistan, Çuvaşlar ve Çuvaşça”, Çağdaş Türk Dili (7), Ocak 1995, s. 16 – 24 CEYLAN, Emine (1997), Çuvaşça Çok Zamanlı Ses Bilgisi, TDK Yay. , Ankara. CLARK, Larry (1998), “Chuvash”, The Turkic Languages, London and New York, s. 434-452. EMRE, Ahmet Cevat (1940), “Şahıs Zamirleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma”, TDAY Belleten, Seri: II, Sayı: 3-4, Mayıs 1940, Ankara 1940, s. 12-29. ERCİLASUN, Ahmet Bican (2004), Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara. ERDAL, Marcel (2004), A Grammar of Old Turkic, Leiden-Boston, 575 s. ERSOY, Feyzi (2004), “Çuvaş Türkçesiyle Türkiye Türkçesinin Söz Dizimi Bakımından Karşılaştırılması”, V. Uluslararası Türk Dili Kurultayı Bildirileri I, 20-26 Eylül 2004, s. 1075-1086. ERSOY, Feyzi (2007), “Çuvaş Türkçesi”, Türk Lehçeleri Grameri, Ankara 2007, s. 1285-1340. ERSOY, Feyzi (2010), Çuvaş Türkçesi Grameri, Gazi Kitabevi, Ankara. ERSOY, Feyzi (2012), Türk-Moğol Dil İlişkisi ve Çuvaşça, Gazi Kitabevi, Ankara. FEDOTOV, M. R. (1996), Çuvaşskiy Yazık, İstoki Otnoşeniye k Altayskim i Finno-Ugorskim Yazıkam İstoriçeskaya Grammatika, Çeboksarı. GRØNBECH, K. (1995), Türkçenin Yapısı,(Çev: Mehmet AKALIN), TDK Yay., Ankara. HÏVETERÏ, T (1928), ÇÉvaş ÇÏlhÏyÏn KrammattikÏ, Şupaşkar. JOHANSON, Lars (2002), Structural Factors in Turkic Language Contacts, 186 s. (Çev. Nurettin Demir; Türkçe Dil İlişkilerinde Yapısal Etkenler, TDK Yay., Ankara 2007.) KRUEGER, J. G. (1961), Chuvash Manuel, Bloomington. LEVİTSKAYA, L. S. (1976), İstoriçeskaya Morfologiya Çuvaşskogo Yazıka, Moskova. Çuvaşçaya Özgü Bazı Özellikler Üzerine 251 Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/9 Summer 2013 MENABİT, Ciden Sena (2006), “Ne…Ne’li veya Ne…Ne De’li Bağlama Edatlarında Olumsuzluk Sorunu”, TDAY Belleten 2004/I, Ankara. PAVLOV, İ. P. (1965), Hal’hi ÇÉvaş Literaturı Çilhi, Şupaşkar. POPPE, Nicholas (1965), Introduction to Altaic Linguistics, Wiesbaden. RAMSTEDT, G. J. (1957), Vvedeniye v Altayskoye Yazıkoznaniye, Morfoloji, Moskova. TEKİN, Talat (2003), “Zetacism and Sigmatism in Proto-Turkic”, Talat Tekin, Makaleler 1, Altayistik, Ankara, s. 1-37. TEKİN, Talat (2004a), “Altaic Languages”, Talat Tekin, Makaleler II,Ankara, s. 404-413. TEKİN, Talat (2004b), “Ana Türkçede z’leşme ve ş’leşme”, Talat Tekin, Makaleler II, Tarihi Türk Yazı Dilleri, Ankara, s. 598-612. TEKİN, Talat-ÖLMEZ, Mehmet (1999), Türk Dilleri, Simurg Yay., İstanbul. TGS: Türk Gramerinin Sorunları Toplantısı II (TGS II 1999), TDK Yay., Ankara. YEGOROV, V. G. (1954), Sovremennıy, Çuvaşskiy Literaturnıy Yazık v Sravnitel’no-İstoriçeskom Osveştenii, Çeboksarı. YILMAZ, Emine (2002), Çuvaşça Çok Zamanlı Morfoloji, Grafiker Yayınları, Ankara. ZEYNALOV, Ferhat (1993), Türk Lehçelerinin Karşılaştırmalı Dilbilgisi, İstanbul.

30 Mart 2015 Pazartesi

Çuvaş Türkçesi BAZI KELİMELER ve CÜMLELER

Çuvaş Türkçesi

BAZI KELİMELER ve CÜMLELER

epê = ben
esê / esir = sen
vâl / vêsem = onlar
kam = kim
mên = ne
âşta = nerede
mênle = nasıl
haşan = ne zaman
âştan = nereye, nerede
mên çuhlê = ne kadar
pur = var
şuk = yok
sapla, iyye = evet
yurat = tamam
pallah = tabi
hal = şimdi
koyran = sonra
kirlê = gerekli
kirlê mar = gereksiz
tautopuş = teşekkür
tarhassân = lütfen
kaşarâr = afedersiniz
an çârmansamâr = boşver
nimeh temar = birşey değil
pultarapâp : yapabilirim / 
pultaratâp mastâp = yapamam
avan-? sıvlah sutâp : sağlık diliyorum
sıvâ pultâr, tepre kuriççên = hoşçakal, görüşürüz
ırâ ir pultâr = günaydın
ırâ kun pultâr = iyi günler
ırâ kaş pultâr = iyi akşamlar
yurat-i ? = olur mu, evet mi?
kaşarâr tarhaaşşan = afedersin
pitê şel = çok yazık
ânlatâr-i mana = beni anlayor musunuz
ânlanmastâr = anlamıyorum
epê pêtempeh ânlantan = ben tamamen anladım
tepêr hut kalâr-ha = bir kez daha söyler misiniz
pikê avan = çok iyi
pêlmestâr-i esir = bilmiyor musunuz
kuşarsa parar-ha = aktarır mısınız
kolâr-ha tarhaşşân = söyleyin lütfen
parâr-ha ?verin
men kirlêççe sire = size ne gerek
şakna çâvaşla mên teşşe = buna çuvaşça ne deniyor
şakna çâvaşla kalâr-ha = bunu lütfen çuvaşça söyleyin
epê çuvaşla kalâr-ha verenez tetêp = ben çuvaşça öğrenmek istiyorum
çâvaşla kola şos tetper = çuvaşça konuşmak istiyorum
çâvaşla çelki yıvar-i = çuvaşça sor mu ?
çuvaş çelhi yıvâr mar = çuvaşça zor değil
mana çâvaş çelhi = çuvaşça öğrenmeme yardım edim
havaspah pulâşâp = memnuniyetle ederim.
menle fakültetra vêrenebêr esir = fakültenin hangi bölümünde okuyorsun
enê filologi fakültetençe ugrenetip = dil fakültesinde 
haş kursra vereneter = kaçıncı sınıfta okuyorsun
epe sıccemas verenetep = 7.sınıf
sakkârmês = 8.sınıf
karatâr-i kunta = burda dinleniyor musun
hânana kilnê = misafir geldim
epir kunta êçletnêr = biz burda çalışıyoruz
verenetper = okuyoruz
puran-par = oturuyoruz
esir kunta tussem çennipe kilne = biz buraya dostlarımızın davetiyle geldik
aştan kilnê esir = nereden geldiniz
esir muskavran kilne = moskovadan geldik
havâr adresa pamâr-şi = kendi adresinizi vermez misiniz ?
telefon pur-i siren = telefonun var mı
man telefon nomerê ...= benim telefon numaram ..
esri telefon-, ku e kilti-i = iş telefonu mu ev mi
ku vâl eçri (kilki) telefon = bu iş telefonu
şru sureteper sirenpe yore-i = mektup yürütelim mi sizinle
sirenpe pallaşnaşân haşas = gelecekte irtibat tutalım
ırâ suratâp sire = iyilik sunuyorum size
tavanârsene salam kalâr =kardeşlerinize selam söyleyin

Çuvaş Tarihi ile ilgili PDF

ÇUVAŞLAR VE ÇUVAŞÇA [PDF]

Ses Değişmeleri

Rotasizm: Altay dilleri arasında bugün görülen bazı ses değişikleri, kökende ses bilgisi bakımından bir ortaklığa dayanır. Türkçe sözlerdeki "z"ler Çubaşça, Moğolca ve Tunguzcada "r"ye dönüşür. Buna "rotasizm" denir.
Lambdaizm: Türkçe "ş" sesinin aslî ses olduğu, Çuvaşça ve Moğolcadaki "l" sesinin bu sesten türediğin iddia eden Altayist görüştür.
Sigmatizm: Çuvaşça ve Moğolcadaki "l" sesinin asıl ses olduğunu, Türkçedeki "ş" sesinin de bu aslî sesten türediğini iddia eden altayist görüştür. Bu görüşün karşıtı olan görüş ise lambdaizmdir. Gustaf John Ramstedt sigmatizmin en önemli savunucularındandır..
Zetasizm: Çuvaşça ve Moğolcadaki "r" sesinin asıl/eskicil ses olduğunu, Türkçe "z" sesinin ise bu asıl/eskicil sesten türediğini iddia eden Altayist görüştür. Bu görüşün karşıtı olan görüş ise rotasizmdir. En önemli savunucularından birisi Gustaf John Ramstedt'dir.